Powered by Blogger.
profile

MUSFIK KENTER / ISTANBULU DINLIYORUM

Posted by Nazan Saatci Friday, August 17, 2012 0 comments

Diyabetiklere Dr. Atanur Yıldızdan altın öğütler
 
 Taze meyveler diyabetiklerin yiyebileceği şeylerdir ama ölçüyü kaçırmamak gerek. örneğin bu portakal ara öğünde bir adet yenir...
Diyabet diğer adı şeker hastalığı çok sık görülen bir hastalıktır. Yurdumuzda 8 (sekiz) milyon diyabetli var. 
İyi bir bakım ve tedavi ile komplikasyonlarından (vücuda verdiği zarar) korunmak mümkündür. İşte size 12 altın öğüt:
 
 1)  Karbonhidratları (KH)  dikkatli seçin. Şeker hastası hiç KH yemeyecek diye bir kural yok. 
Glisemik indeksi düşük yani kanda şekeri birden yükseltmeyen esmer ekmek, nohut ve kuru fasulye gibi baklagiller,
 fındık, ceviz ve taze sebze ve meyveler tercih edilmeli.
 Tatlı meyveler de yenebilir ama miktarı önemlidir. Ölçülü yenebilir.
 2) Eğer kilolu iseniz kilo verin. Ciips ve kızrtma gibi yağlı yiyecekleri kesmek kilo vermenize yardımcı olur.
 
 3) Yeterince uyuyun. Erişkinler için gecede 7-8 saat uyku yeterlidir. Daha azı da daha fazlası da sağlık için zararlıdır.
 
 4) Aktif olun, günde yarım saat egzersiz yapın ya da yürüyün.
 Egzersiz; kalp hastalığı rsikinizi azaltır, yüksek kolesterol ve tansiyonu azaltır. Kilo verdirir. Stresi yokeder. 
Düzenli egzersiz yaparak kullandığınız bir çok ilacı doktorunuzun bilgisi dahilinde bırakabilirsiniz.
 
 5) Her gün kan şeker düzeyini ölçün. Aç karına 70-130 mg/dl arası; tok karına 140 civarında olmalıdır.
 
 6) Stresi iyi yönetin: Soluk alıp verme, yoga, meditasyon, abdest almak, dua ve ibadet etmek strese iyi gelir...
 7) Tuzu azaltın. Günlük tuz ihtiyacımız yarım çay kaşığı kadardır. Tuzsuz diyet yüksek tansiyonu önler.
 8) Kalp hastalığını önlemek için:</p
 
Hb ve A1c seviyesini ölçtürün. Geriye dönük son 2-3 aylık kan şeker değerini verir. Normal değeri yüzde 4'dür. Şeker hastaları için 6'ın altı normaldir..
 Kan basıncınızı kontrol altında (130/80) tutun.Kolesteröl değerleriniz: LDL 100'ün altında, HDL 40'ın üstünde ve trigliserit 150 mg'ın altında olsun.
 Buna göre diyet yapın  ya da ilaç kullanın (doktorunuzun önerisi ile).</p
 
9) Ayak bakımı: Diyabetli kişilerin enfeksiyonlara karşı direnci düşüktür. Bu nedenle ayaklar temiz tutulmalı, çatlaklar vazelinle nemlndirilmeli,
 yara ve bereler erkenden tedavi edilmelidir.
 
10) Sigarayı bırakın (içiyorsanız). Sigarayı bırakınca kalp ve akciğerler tam kapasite ile çalşır. Kan basıncı normale iner. 
İnme, kalp krizi gibi hastalıkların görülme olasılıkları düşer.
 
 11) Az ama sık yiyin. Diyabetliler 3 ana, 3 de ara olmak üzere 6 öğün yerler ama az az yerler. 
Secilecek yiyecekler arasında çilek, kiraz, tatlı patetes, Omega-3 yağ asitlerini içeren balık, yeşil yapraklı sebzeler, zeytinyağı da vardır..
 12) Doktor kontrollerini ihmal etmeyin.... Yılda 2-4 kez doktorunuza görünün...Dr. Atanur Yıldız Milliyet

Hastanızın yanında kötü şeyler konuşmayın
Yoğum bakımdaki hastaya özellikle gelecekle ilgili olumlu şeyler anlatılmalı. Başucunda ağlamak ya da olumsuz davranışlar, onu, umutsuzluğa sürükleyebilir

  Medical Park Bahçelievler Hastanesi Yoğun Bakımlar Koordinatörü  Dr. Kadir Doğruer; yoğun bakımla ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.

Derin komadaki hasta  konuşulanları  duyabilir mi?
Derin komadaki birinin hiçbir şeyi fark etmediği fikri doğru değil. Derin komadaki biri kesinlikle birçok şeyi algılar. Onların yanında kötü şeyler konuşmamalıyız. Onların uyanmasını sağlayacak destekler vermeliyiz. Onlarla güzellikleri,  heyecanları, umutları ve beklentileri paylaşmalıyız.

Ailenin hastayı istemediği  durumlara rastlıyor musunuz?
Hastayı sevmiyorsanız, ondan korkuyorsanız, “Ona nasıl bakarım?” diyorsanız iyileşmesi ya da  kaliteli iyileşmesi çok zor. Çünkü hasta dönmeyecektir, küskün kalacaktır. Bazen yaşlı diye hastayı istemiyorlar. Hatta şok olmuştum ama bir anne-babanın ‘sorunlu’ diye kızını istemediğini bile gördüm. Bu dramların ortasında kalmak çok büyük bir yük.

Ziyaret saatlerinde bazı yakınların, yatan hastalarına sanki ölmüşler gibi ağıtlar yakması da var.
Burada kültür birikimleri devreye giriyor. Geleneksel kültürümüz buna zaten meyilli ve eğitimimiz de eksik. O nedenle tepkilerimizi ifade edebilecek bir yol bulamadığımızda ağlamak, bağırmak ve ağıt yakmak noktasına geliyoruz.
Böylece hasta da küsecek ve  “Gitmeliyim ki, rahat etsinler” diye düşünecek.

“GEREKSiZ YERE UMUT VERiLMEMELi”

Yoğun bakım hekimleri hasta yakınlarına net şeyler söylemekten genellikle kaçınır. Çünkü biz matematiksel bir iş yapmıyoruz. Şu an söylediğimiz bir şey az sonra farklı bir kulvara girebilir. Yuvarlak konuşmayı tercih ederiz. Yoğun bakımda olan hasta, hayatı tehlikede olan hastadır. Ölümle cebelleşen hastanın yakınlarına, “Hastanız çok iyi, hayati tehlikesi yok” dersem, gerçek olmayan bir umut vermiş olurum ki, bu da etik açıdan çok yanlış.

“ZiYARET SAATLERiNE UYULMALI”

Hasta yakınlarını belli gün ve saatlerde yoğun bakımlara almak zorundayız. Gönlümden geçen çok daha uzun süre yanlarında kalabilmeleri. Ancak bu çok fazla personelin çalışmasını gerektiriyor. Her giriş çıkış, büyük zaman alıyor.   

Bu durumda başka bir kadronun ortaya çıkması gerekiyor. Psikologlar, psikoterapistler, sosyal iletişimciler gibi. Bu da çok mümkün olmadığı için hastaların ziyaretçilerle görüşmesi kısıtlı.

“ENFEKSiYON KÂBUSU”

Yoğun bakım enfeksiyonu, ülkemizde ve bütün dünyada yaygın bir sorun. Şu anda yoğun bakım hekimlerinin en çok savaştığı konuların başında geliyor. Yoğun bakımda yatan hastanın mevcut durumu, bağışıklık sistemini baskılar. Yoğun bakımlar, her türlü enfeksiyonun gelişmesine yatkın ortamlar. Bu ortamda yakalanılan enfeksiyonlar, şiddetli hatta ölümcül olur. Tedavileri de çok zordur.

“GEREKSiZ ANTiBiYOTiK KULLANIMI iŞiMiZi ZORLAŞTIRIYOR”

Bilinçsiz antibiyotik kullananlar, yoğun bakım esnasında daha çok enfeksiyonla karşılaşır. Çünkü enfeksiyonlar artık antibiyotiklerin çoğunu tanır, onlara karşı antrenmanlıdır. Elimizdeki silahlar azalmıştır. O yüzden antibiyotik kullanırken dikkatli olun.

IBRAHIM TATLISES...BULAMADIM

Posted by Nazan Saatci 0 comments

Kansere "Anneanne" mutfağı!
Anadolu mutfağında pişen yemekler sağlıklıdır.


Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Faruk Zorlu, "Kilo, hareketsiz yaşam,beslenme alışkanlığının değişmesi, normal düzenin dışına çıkılması durumu iyice kötü hale getiriyor.  Anadolu mutfağında pişen yemekler sağlıklıdır" dedi.

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği tarafından iki yılda bir düzenlenen 10. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Antalya'nın Belek Turizm Merkezi'ndeki Cornelia Diamond Hotel'de devam ediyor. 10.Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Başkanı Prof. Dr. Emin Darendeliler, konuşmasınaGaziantep'te bir hasta yakınının saldırısı sonucu hayatını kaybeden Doktor Ersin Sağlam'ı anarak başladı. Kongrenin gelişimi hakkında bilgi veren Darendeliler, son dönemde kanser tedavisinde elde edilen sonuçların yüz güldürücü
olduğunu söyledi.

AKCİĞER KANSERİ ARTIYOR

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Sedat Koca, akciğer kanseri hakkında bilgi verdi. Sigara kullanmanın akciğer kanserine yakalanma için yeterli bir neden olduğuna değinen Koca, şöyle konuştu: "Ülkemizde erkeklerin önemli bir kısmı bayanların da az sayılamayacak kadar bir bölümü tiryaki konumunda. Umuyoruz ki 10-15 yıl içinde akciğer kanseri ülkemizde artarak devam edecek. Bugün sigarayı bıraksanız bile etkisi yıllarca devam ediyor.
ABD'de sigara ile savaş 1980'li yıllarda yapıldı. Sonuçlarını şimdi almaya başladılar. Bizde ise sigara kullanımına bağlı olarak akciğer kanserine yakalanma oranı artama devam ediyor. Sigara içmezseniz kanser olmuyorsunuz."

"Radyoterapi neler yapıyor" diye soran Koca, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilgisayar teknolojinin ilerlemesi bize yeni ufuklar açtı. Çoklu solunum ayarlı makinelerimiz var. Hastanın tümörü akciğerde olduğu zaman nefesle birlikte hareket ediyor. Kısaca tümörü takip ediyoruz doğru yer ve zamanda radyo terapi yapıyoruz. Uyutulamayan hastalara da bir şey yapılamıyordu. Şimdi ise radyo cerrahi tedavisi yapılıyor. Bütün bu yenilikler tabiki sigara kullanmaya sebep değil."

11 YABANCI KONUŞMACI VAR

10. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Genel Sekreteri Prof.Dr. Esra Kaytam Sağlam ise, yurt dışından gelen yabancı 11 konuşmacı olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "15 panelvar. Tartışmalı konuları karşıt görüşler olarak ortaya çıkardık. Onkoloji çok dinamik bir branş, sürekli konular değişiyor. Biz her sabah literatürdeki son gelişmeleri dinleyicilere sunuyoruz. Zengin içerikli bir kongre yapmayı hedefledik ve bugün itibariyle 7 bin kişiye ulaştık."
KALIN BAĞIRSAK VE MİDE KANSERİNDE ERKEN TANININ ÖNEMİ

Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Faruk Zorlu, kalın bağırsak ve mide kanserinde erken tanının önemli olduğunu vurguladı. Erken tanının yanı sıra başarılı bir cerrahi yöntemin hastanın sağlığına kavuşmasında önemli olduğuna değinen Zorlu, şunları söyledi: "Hastanın sağlığına kavuşması kısa süreli olur ve başarı şansımız artar. Kalın bağırsak kanserinde bir de aile yükü söz konusu. Bu da küçümsenmemesi gereken bir risk faktörüdür. Ailede
bu hastalık görülüyorsa, bu kişilerin hekimler tarafından biraz daha yakın olarak takip edilmesi gerekir. Zamanında konulan tanı ile bu hastalık tamamen iyi edilebiliyor"

SAĞLIKLI BESLENMEK ÖNEMLİ

Kalın bağırsak ve mide kanserine yakalanmada beslenmenin de önemli bir rol oynadığını işaret eden Zorlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaşamın getirdiği hızlı tempoda insanların beslenme şekilleri değişiyor. Yarı işlemiş gıdalar beslenme alışkanlığımızı bozuyor.Bununla birlikte kilo alımı artıyor. Ortaya çıkan sonuçların hepsi kanserle ilişkili. Kilo, hareketsiz yaşam beslenme alışkanlığının değişmesi, normal düzenin dışına çıkması durumu iyice kötü hale getiriyor. Çözüm için çocuklarımıza annelerimizin
anne annelerimizin beslenme tarzını unutturmamalıyız. Orada zincir bizleriz. Bizlerin o zincirin halkasını kırmasında şiddetle yarar var. Anadolu mutfağında pişen yemekler sağlıklıdır."

Zorlu, dengeli beslenmek için, içinde bulunduğumuz coğrafya, Akdeniz mutfağı sebze, meyve, beyaz et ve tahıl ürünlerinin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Sağlıklı beslenmek için katkılı ve yarı mamül gıdalardan uzak durmak gerektiğini anlatan Zorlu, "Katkılı yarı mamül tavuk ürünleri köfte, salam gibi gıdaları yemeye itirazım yok. Ama 3 öğün yenmesine karşıyız. Bunu yapmamamız lazım. Süreklilik haline geldiği zaman işin boyutu değişiyor. Tarhana çorbası unutuluyor, sulu yemekler unutuluyor" dedi.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Kaan Oysul da, kanserin bir hastalık olmadığını dile getirerek, şöyle konuştu: "Kansere tek bir hastalık gibi yaklaşmamak gerekiyor. 200 farklı türü var. Ayrıntılarına girersek rahatsızlık binleri aşıyor. Bugün için bu tedavi yöntemleriyle ışın, ilaç cerrahi ile hastaların yüzde 55'ini iyileştiriyoruz. Yüzde 45'inin hayatta kalmasını sağlıyoruz. Yaşam sürelerini uzatıyoruz. Son grupta yüzde 15'lik bir grup var. Amansız
hastalık grubuna bu yüzde giriyor"

ÖLDÜRÜCÜ DOZ

Oysul, öldürücü dozun radyasyon tedavisinde kullanımı ile ilgili şu bilgileri aktardı: "Dünyada ilk kez 1951 yılında İsveçli beyin cerrahı Lars Leksell tarafından kullanılan ve radyocerrahi diye adlandırılan tedavi tekniği; derin yerleşimli, açık cerrahi ile ulaşması zor ve riskli olan beyin tümörlerinin ve diğer patolojilerinin tedavisinde kullanılmaktadır. Adından anlaşılacağı üzere radyocerrahi radyasyon ile cerrahi yapmaktır; ancak kafatası açılmadan, genel anestezi almadan ve yoğun bakım süreci olmadan manyetik rezonans gibi üstün görüntüleme teknikleri rehberliğinde yüksek doz radyasyonun milimetrik hassasiyetle tek seansta uygulandığı bu tedavide hastanın hastaneye yatmasına gerek kalmamaktadır." Radyocerrahinin günümüzde artık sadece beyin patolojilerinde değil vücudun diğer organlarının tümörlerinde de kullanılabildiğini anlatan Oysul, sözlerini şöyle tamamladı: "Öldürücü doz burada kastedilen yüksek doz, vücutta da bir çok yerde milimetrik hassasiyette bir seferde ya da bir kaç kez tümöre yüksek doz vererek o hastalığı kontrol etme şansını yakaladık."

SEVGİ SINAVI.

Posted by Nazan Saatci 0 comments



 Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar:“Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar a...rasında ne fark vardır?”“Bakın, göstereyim” demiş ermiş.Bir sofra hazırlamış. Sevgiyi dilinden düşürmeyen, ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya.Hepsi yerlerine oturmuşlar.Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da ‘derviş kaşığı’ denilen bir metre boyunda kaşıklar.Ermiş:“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir şart da koşmuş. “Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok.”“Peki” demişler ve çorbayı içmeye girişmişler.Fakat o da ne?Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına. En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan. Öylece, aç aç kalkmışlar sofradan.Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş:“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe” demiş.Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya. Ermiş:“Buyrun bakalım” deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını.Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan.“İşte” demiş ermiş. “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz. Şunu da unutmayın ki, hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman.”













































Translate

Haberler

Hava

Doviz

Label

Abone ol