Powered by Blogger.
profile

HAYAT

Posted by Nazan Saatci Sunday, October 21, 2012 0 comments


DUSUNCELER

Posted by Nazan Saatci 0 comments

Başkalarının ne düşündüklerinin
Ben onlara başkaları dediğim sürece hiçbir önemi yok!!!

Hayat

Posted by Nazan Saatci 0 comments



Tanrım (Işın Karaca)

Posted by Nazan Saatci 0 comments


Osmanlı'nın Edebindeki İncelikler...

Osmanlı'nın Edebindeki İncelikler...

İnsanlarımız eskiden edeplerindeki inceliklerine binaen ‘Işığı yak’ demezlerdi. Çünkü yakmak olumsuz bir kelimedir. Bunun yerine ‘Işığı uyandır’ derlerdi
Geceleyin yatarlarken de ‘Lambayı (mumu) söndür.’ demezler (Allah kimsenin ışığını söndürmesin.),çünkü söndürmek olumsuzluk çağrıştırdığı için ‘Lambayı dinlendir’ derlerdi.
Aynı şekilde ‘Kapıyı kapat’ denilmez (Allah kimsenin kapısını kapamasın) ‘Kapıyı ört’ veya ‘Sırla’ derlerdi.
Kapıların üzerinde de‘ kapılar açan, müşküller gideren, kalplere inşirah veren’ manasında ‘’Ya Fettah’’ yazılırken günümüzde “itiniz” gibi manasız ve faydasız, boş bir kelime yer almaktadır..........
Eskiden evlere misafirler geldikleri zaman ev sahibi onların ayakkabılarının burunlarını dışarıya doğru değil içeriye doğru baktırırdı. Böyle yapmakla ‘’Biz sizin misafirliğinizden çok hoşnut kaldık, evimizi yeniden şereflendirmenizi bekleriz” demek isterlerdi.’’



DENIZ YILDIZININ HIKAYESI / The Starfish Story

by Nazan Saatci ve Dostlari onsunday october 21  2012 at 4:07pm ·

Yazı yazmak için okyanus sahillerine gidenbir yazar, sabaha karşı kumsalda dans edergibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran deniz yıldızlarını, okyanusa atan genç biradam olduğunu fark eder.
Genç adama yaklaşır:- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;-
Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar;- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir deniz yıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.-
Onun için fark etti ama...

The Starfish Story

A young girl was walking along a beach upon which thousands of starfish had been washed up during a terrible storm. When she came to each starfish, she would pick it up, and throw it back into the ocean. People watched her with amusement.

She had been doing this for some time when a man approached her and said, “Little girl, why are you doing this? Look at this beach! You can’t save all these starfish. You can’t begin to make a difference!”

The girl seemed crushed, suddenly deflated. But after a few moments, she bent down, picked up another starfish, and hurled it as far as she could into the ocean. Then she looked up at the man and replied,

“Well, I made a difference to that one!”

The old man looked at the girl inquisitively and thought about what she had done and said. Inspired, he joined the little girl in throwing starfish back into the sea. Soon others joined, and all the starfish were saved. - adapted from the Star Thrower by Loren C. Eiseley






BAĞLANMAYACAKSIN

Posted by Nazan Saatci 0 comments

BAĞLANMAYACAKSIN

by Nazan Saatci ve Dostlari on Saturday, october 21, 2012 at 5:50pm ·
BAĞLANMAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
 Ve zaten genellikle o daha az sever seni,Senin o'nu sevdiğinden... 
Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın.
 Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
 Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
 Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
 Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

CAN YÜCEL




SEVGİ SINAVI...

Posted by Nazan Saatci 0 comments

SEVGİ SINAVI...

by Nazan Saatci ve Dostlari on october 21 2012 at 4:06pm ·
SEVGİ SINAVI...



Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar:“Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
“Bakın, göstereyim” demiş ermiş.Bir sofra hazırlamış. Sevgiyi dilinden düşürmeyen, ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya.Hepsi yerlerine oturmuşlar.Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da ‘derviş kaşığı’ denilen bir metre boyunda kaşıklar.Ermiş:“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir şart da koşmuş. “Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok.”“Peki” demişler ve çorbayı içmeye girişmişler.Fakat o da ne?Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına. En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan. Öylece, aç aç kalkmışlar sofradan.Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş:“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe” demiş.Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya.
Ermiş:“Buyrun bakalım” deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını.Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan.“İşte” demiş ermiş. “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz. Şunu da unutmayın ki, hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman.”

  •  


Translate

Haberler

Hava

Doviz

Label

Abone ol