Powered by Blogger.
profile

ÖRÜMCEK AĞI

Posted by Nazan Saatci Wednesday, November 22, 2017 0 comments

ÖRÜMCEK AĞI

ÖRÜMCEK AĞI

Bir gün dünyadaki hayatında hep kötülük yapan bir adamı Cehennem kapısında bir melek karşıladı.

Melek adama şöyle seslendi:

"Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptı isen buraya girmeyeceksin."

Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra, bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.

Balta girmemiş ormanda yürürken önüne bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti. Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.

Melek adama gülümsedi ve ardından elini şıklattı. Gökten bir örümcek ağı inmişti. Adam, bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.

Adam neşe içinde ağa tırmanırken, cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.

Ama adam ağın o kadar çok insanı taşıyamayacağından korkarak onları itmeye başladı. Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile birlikte adam da Cehenneme düştü.

"Yazık" dedi melek, "Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü. O insanlara şefkat gösterebilseydin, ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin".



Devami

KIM BILIR

Posted by Nazan Saatci 0 comments





Bir padişah, iki adamı ölüme mahkum etmiş.
Padişahın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi, " Hayatını bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini " söylemiş..
Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Padişah bunu kabul etmiş..

Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve :
" Atların uçamadığını biliyorsun.. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya ?
Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.. "

" Pek değil " demiş birinci mahkum..
" Kendime dört özgürlük şansı veriyorum.. "

Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir..
İkincisi : Ben ölebilirim..
Üçüncüsü : At ölebilir..
Dördüncüsü : " Belki ata uçmayı öğretebilirim... "


Umudunuzu hiç kaybetmemeniz dileğiyle...
Nazan Saatci february 2016

Devami

20 Yıl Önce Ölen Baba Vanga'nın Kehanetleri Bir Bir Tutuyor

 16 yaşındayken yıldırım çarpması sonucu görme yeteneğini kaybeden Baba Vanga'nın hayattayken gelecekle ilgili öngörüde bulunduğu kehanetler bir bir çıkıyor. O bir kahin... Bulgaristan'ın bir köyünde yaşayıp orada öldü. Gerçek adı Vangeliya Pandeva olan Baba Vanga, 31 Ocak 1911'de bugün Makedonya topraklarında bulunan Strumitza köyünde dünyaya geldi.

16 YAŞINDA GÖRME YETENEĞİNİ KAYBETTİ 16 yaşındayken bir fırtına sırasında yıldırım çarpması sonucu görme yeteneğini kaybeden Baba Vanga, bu tarihten sonra Orta Çağ'ın ünlü kahini Nostradamus gibi, sonradan gerçek olan kehanetlerde bulunarak, uluslararası üne kavuştu. Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak saklanan Baba Vanga'nın söylediklerinin büyük bölümü doğru çıktı.

OBAMA'NIN BAŞKAN OLACAĞINI BİLDİ İkinci Dünya Savaşı'nın sonucundan Gandi'nin ölümüne, 11 Eylül saldırılarından Obama'nın ABD Başkanı olacağına kadar pek çok kehanette bulundu. Baba Vanga, Bulgaristan'da 1989 yılında devrilen eski komünist diktatör Todor Jivkov dahil çok sayıda devlet adamını kehanetleri ile etkiledi.

HİTLER TARAFINDAN BİZZAT ZİYARET EDİLDİ İkinci dünya savaşı sırasında Nazi lideri Adolf Hitler tarafından bizzat ziyaret edilen, Rus gizli servisi KGB'nin bile tavsiyeler aldığı Baba Vanga, 1996 yılında 84 yaşında hayata veda etti. Vangelia Gushterova ya da kısaca Vanga Sovyetler'in çöküşünü bildi. Prenses Diana'nın ölümünü de.. Önümüzdeki yıllar için öngördükleri ise oldukça ilginç.

 İşte Baba Vanga'nın 2015 sonrası için kehanetleri... -

 2015 ­Savaş yüzünden Kuzey Yarımküre'de oluşan radyoaktif kalıntılar, hayvan ve bitkilerin yok olmasına neden olacak. Nükleer savaştan canlı çıkan Avrupalılar ise Müslümanlar tarafından başlatılacak kimyasal saldırıyla karşı karşıya kalacaklar. -
2018­ Dünyanın yeni süper gücü Çin Cumhuriyeti olacak. Sömürenler sömürge haline gelecek. -
2023 ­Yerkürenin yörüngesinde belli belirsiz bir değişiklik yaşanacak. - 2026 ­Avrupa'nın nüfusu tükenme noktasına gelecek. -
2028 ­Yeni bir enerji çeşidi geliştirilecek (büyük olasılıkla kontrol altına alınmış termonükleer reaksiyon). Yavaş yavaş açlığın önüne geçilecek. İçinde insan bulunan bir uzay gemisi Venüs'e yollanacak. -
2033­ Kutuptaki buzullar eridikçe yerkürenin su seviyesi artacak. -
2043 ­Dünya ekonomisi çok iyi durumda olacak. Müslümanlar Avrupa'nın hâkimi olacak. -
2046 ­Tüm vücut organları yeniden üretilip çoğaltılabilecek. Hastalanan organın yerine yenisinin konması en çok kullanılan ve en basit tedavi yöntemi olacak. -
 2076 ­Sınıfsız bir toplum düzeni sunan Komünizm tüm dünyaya hâkim olacak. -
 2088 ­İnsanların saniyeler için yaşlanmasına sebep olan yeni bir hastalık türeyecek. -
 2111 ­İnsanlar, androide benzer yaşayan robotlara dönüşecek.


Devami
Posted by Nazan Saatci 0 comments

RUMİ’ NİN IŞIĞINDA…

4 Şubat 2012, 23:01



 Gözlerimden süzülen yaşları durduramıyorum. Türbesinin önü kalabalık, yakın olmak için adeta yarışıyorlar. Ben geride duruyorum, ona uzaktan bakıyorum. Enerjisini hissediyorum önce, sonra onu görüyorum. Hz. Mevlana orada. Eger görmek isterseniz gönül gözünüzü kullanın, görürsünüz.

“Çok çağırdın ama affet, anca gelebildim” dedim.
Gülümsedi. Ve o an gül yaprakları serpildi etrafa ve güllerin kokusu yayıldı.
“ Sen kendini çağırdın”dedi. “Geç değilsin, vakti şimdidir belki, hazırmısın?.”
“Hazırmıyım bilmiyorum” dedim.
“Yolun çok ama bir yerden başlamalı insan değil mi?”
“Haklısınız.  Başarabilecek miyim?”
“Buradasın ya “ dedi.”Bir nedeni olmalı. Sen bileceksin.”
“Evet, biliyorum” dedim.” Inanıyorum da.”
Tekrar gülümsedi.
“Ağlamaktan imtina etme” dedi. “Gözyaşları köprü olur bizlere”.
“Istesemde durduramıyorum’ dedim. ‘Burada size bu kadar yakın olabileceğimi bilemezdim. Neredeymişim daha önceleri? “
‘Kendine kızma aksine…’
‘Haklısınız dedim. İçim içime sığmıyor. Sizinle konuşmak, böyle birşey olur mu?’
‘Neler olmaz ki’ dedi. ‘Artık biliyor olmalısın,’
‘Evet’ dedim…’mucizeler…dünya aslında çok güzel.’
‘Dünya mi? Evren mi güzel olan..yoksa yurek mi?’
‘Haklısınız, yüreğimizle güzel bakınca güzel görürüz. Ne demiştiniz siz; Dünyayı görmek icin gerçek göze ihtiyaç vardır.”
O an yanımdaki adama gözüm takıldı. Türbeye doğru secde ediyordu. Yanlış bu. Olmaz ki, doğru değil diye düşündüm ki kaşlarını çattı. ‘Eleştirme’ dedi. ‘Bırak herkes ruhunu özgür kılsın. Oda bilir, şükür secdesi bu. Belki yönünü karıştırmıştır, belkide yönü doğrudur, niyete bakalım.’
‘Tüh’ dedim, ‘ne çok hata yapıyoruz, düşüncelere gem vurmak zor.’
‘Gem vurma sende, sadece yönlendir..doğru ve güzele…’
‘Haklısınız’ dedim. ‘Hep yanımda olsanız, daha iyi öğrenirim ama yoksunuz.’
‘Yanlış’ dedi. ‘Yok muyum, emin misin?
‘Varsınız dedim gözlerimden yaşlar boşanırken. Aslında hep varsınız, hep benimlesiniz, ne aptalım.’
‘Hatırla’ dedi, ‘nefsini köreltirken, egonu yenerken, doğruluk sınavlarından geçerken, hep ben vardım yanında.’
‘Çok şükür Rabbim’e dedim, iyiki varsınız, bütün gönül dostları..iyiki varsınız.’
Göz yaşlarım sel oldu. Durduramıyorum.
Birden gözüm kalabalıktaki bir kişiye takıldı. Derin bir meditasyonda, ellerini önden bağlamış, saygı içinde. Ya kuzey ülkelerinden yada Amerika’lı, kumral, salkalları var.
‘Sizi görüyor gibi’ dedim.
‘Görür’ dedi.
‘Amerika’lı mı?’
‘Evet Adı İbrahim. O bana hep hizmet için gelir.’
İbrahim geri geri yürüyerek uzaklaşıyor türbeden. Arkasını dönmüyor. O adabı biliyor, derin bir saygı ve huşu içinde. Önümden cep telefonuyla konuşarak geçen kadını eleştirmeye korkuyorum. Neme lazim belki yine kızar. Döndüm baktım  ama artık yoktu.
 Hoşgörünün bu engin denizinde yüzmüş, sevginin doruklarına ulaşmış kutsal insanın mekanından ayrılırken içime bir huzur çöktü. Yine kavuşurmuyuz acaba? Ben sizi hep özleyeceğim, siz benim de ışığımsınız. dedim. Biliyorum o beni duyuyor.

Şeb-i Aruz, Aralık  2011
Konya / Nazan Saatçi

Ve Rumi’nin işiğinda:

DOSTLAR, İNCE YAŞAMALIYIM BEN YİNE…

Ne zamandır kavgam vardı Benliğimle,
İntikamı kalbinden hançerlemiştim.
Nefreti yüreğimden çoktan göndermiştim.
İnadım ile dostça vedalaşmıştık.
Kıskançlıkla işim hiç olmaz, onunla dost ayrılmıştık.
Hırsı yenmiştim tavlada..bir daha da gelmemiş.
Kibir’i vurdum ayaklarından, dönmeyi düşünmemiş.
Gurura yenilmiştim ama bir daha dalaşmadık
Ve gecen hafta nihayet Öfkem ile savaştık
Ama böylesi Sevgi ile daha yeni karşılaştık.
Dedim ya uzun kavgalarım vardı benim, upuzun,
Tam ben kazandım derken…
Yüklerimi atmış hafiflemişken,
Egomu yenmiş…sadece O’na yönelmişken
Ah be Sevgi, böylesi çok, nerden çıktın karşıma
İşim zor, anladım ki olmuyor sensizde,
İnsan bu, sevmeyi de seviyor, sevilmeyi de.
Şımarmadan, yenilmeden benliğime,
Dostlar ince yaşamalıyım ben yine, çok ince.

Nazan Saatçi
Nisan 2011/ U.S.A





Devami

NE DOLAPLAR CEVIRIYORSUN ....

Posted by Nazan Saatci Tuesday, February 5, 2013 2 comments


Osmanlı zamanında haremlerle selamların duvarları bitişikken haremde kahve pişiren hanımkızlar veya hatunlar selamlıktaki beyzadelere kahveyi harem ve selam arasına yapılmış sabit olmayan çevirildi mi bir yüzü dönen dolaba koyarak gönderirlermiş. birbirlerini beğenen hanım kızlarımızla beyzadelerimiz bu dolap vasıtası ile birbirlerine ayrıca ipek mendiller, buseler kondurulmuş güller* geçiriverirlermiş gizlice. arada küçük mektuplar da... ve sonra paşa babaların da gönlü olursa bu dolap çeviren aşıklar evlenirlemiş... burdan dilimize yerleşmiş ....ne dolaplar çeviriyorsun deyimi

Our Beautiful Nature

Posted by Nazan Saatci 0 comments












KIMSE YOK MU?

Posted by Nazan Saatci 0 comments

KIMSE YOK MU?

05 Şubat 2013, 08:59:13:
Nazan SAATÇİ


O gün bende aynı soruyu sormustum kendime. Kimse yok mu?

Sanırım yıl 1996 idi. O zamanlar Ataköy’de Emlak Banka’sı E bloklarında otururduk. Binamızın önünde otlarla kaplı bir arazi vardı. Soğuk bir kış günüydü. Camdan bakarken bu boş arazinin üzerinde kepçe ile düzleştirme yapıldıgını farkettim.

Biraz daha dikkatle bakınca küçük birşeylerin hareket ettiklerini gördüm. Bunlar minicik köpek yavrularıydı  ve kocaman kepçe üzerlerine doğru ilerliyordu. Dehşet içinde evden dışarı fırladım. Asansörün yedinci kata gelmesini bekleyemeden merdivenlerden ikişer üçer atlayarak indim. Kalbim deli gibi çarpiyordu. O kocaman aletin onları yok etmesi an meselesiydi.

Kendimi kepçenin önüne atmazsam aleti durduramaya bilirdim. Bende öyle yaptım bir yandan bağırırken bir yandan elimi kolumu sallıyordum. Nihayet kepçe durdu.

  Iki kişiydiler.
  “Manyakmısın bayan?” dedi şöför olanı aletten inerken. Intihar edeceksen bizi alet etme.
  ”Hanımefendi ne işiniz var burada?” dedi diğeri.
  “Köpek yavruları” dedim,burada çalıların arasındalar, onların üzerinden geçmek üzereydiniz”
   O zaman beraberce farkettik, çoktan kepçenin kaldırdığı toprağın altında kalmışlar bile. Inilti ve ağlama seslerinin geldigi tarafa doğru koştuk.  
  “Kazamaz mıyız toprağı” dedim, ne olur kazıp çıkaralım onları. Ellerimle kazabilir miyim acaba? diye düşünürken adamlardan kibar olanı yakındaki inşaata koştu. Çok geçmeden kazma ve kurekle geri döndü.“Dikkat edin onları incitebilirsiniz “ deyip durdum devamlı, endişe içindeydim. Toprağın altından sağlam çıkabileceklerine bir türlü ihtimal veremiyordum.

  Ama çok şükür korktuğum gibi olmadı. Teker teker yavruları çıkardılar. Yağmur yağıyordu. Hepsi çamur içindeydiler. Adamlar bir taraftan sayıyorlardı. Tam dokuz taneymiş ama sonuncusu ölü çıkmış. Onu bana göstermediler.

  Yağmur hızını arttırmıştı. Işi burada kesip gideceklerini söylediler. Bir haftaya kalmaz yine geleceklermis,”Sen en iyisi bu yavruları buradan taşı” dedi bir tanesi. Gitmeden bir kutu bulmaları için yalvardım. Yine aynı adam kosup inşaattan  bir sandık getirdi. Bir parça naylonla üstünü sardılar.

Giderlerken defalarca teşekkür ettim, Allah razı olsun, onlar olmasaydı  mümkünü yok yavruları tek başıma toprağın altından çıkaramazdım.
   Artık yağmurun altında durulacak gibi değildi. Sağnak halinde yağıyordu. Onları yan yatırdığımiz sandiğin içine yerleştirdim. Perişan vaziyetteydiler, devamlı titreyip ağlıyorlardı. Bizim başımıza da gelmez mi? Iste buda onların felaketiydi.

   Tam gidip yiyecek birşeyler getirmeyi düşünüyordum ki anneleri olduğunu tahmin ettiğim beyaz bir sokak kopeği üzerime doğru koşmaya basladı. Bir an ne yapmam gerektiğini kestiremedim. Kaçarsam üzerime saldırabilirdi. Kutunun önünden yavaşça yana cekildim.

Direk yavrularının yanına gitti sonra önümdeki toprak yığınının üzerine atladı, adeta yavrularını korumaya çalısan bir kahraman gibiydi. Göz göze geldik. Üzerime saldırırsa beni koruyabilecek hiç kimse yoktu, zaten bos arazinin ortasinda benim için  saklanacak bir yerde yoktu. Bütün cesaretimi toplayıp iyi düşünmem gerektiğine karar verdim.

Ona beyin dalgalarımla korkmadığımı, hatta onlara yardim ettiğimi anlatmalıydım, başka çarem yoktu.
Sesimin tonuna dikkat ederek “Herşey yolunda bak yavruların da burada, şimdi gidip ben size yemek getireceğim” gibi laflar ettiğimi hatırlıyorum. Ise yaradı. Bir anda olaya hakim olmuştum. Beni dinledi, arkasını döndü ve yavrularının yanına geri gitti.

Hiç böylesi bir yağmurun altında bu kadar uzun kalmamıştım, iç çamaşırlarıma kadar ıslandığımı hissediyordum. Once eve gittim sonra markete. Onlara süt ve ekmek verdiğimi hatırlıyorum. Adeta saldırdılar. Anne beni seyretmekle yetindi. Hayvanlar cok zeki. Iç güdüleri de çok kuvvetli. Artık dost olduğumu biliyor, beni anlıyor,ona "Garip" ismini taktım.

Ilerki günlerim onlara kasaptan et alıp yemek taşımakla ve onlari sevmekle gecti. Beni de anne biliyorlar. Arazi çamurlu ve yabani otlarla dolu. Yanlarına botlarla gidebiliyorum. Onlarda botlarımın iplerini  çekiştiriyorlar. Bir tanesine Gorbachov ismini takdim. Başındaki lekeden dolayı. Kulağının içine o dikenli otlardan girmiş. Veterinere gidip çıkarttık. Artık mutlu, ağlamıyor. Onlara bir an once evler bulmalıyım. Ama önce buradan taşınmalılar. Kepçe her an gelmek üzere ve geldi de. Artık kutumuzla birlikte balkon altındayız. Problemler asıl şimdi başlıyor.

Apartmandan şikayet var. Kopekler burada olamazmış, yemekleri sinek yapıyormuş cocuklar mikrop kapabilirlermiş ve dahası ısırıla bilirlermis. Isırsalar beni ısırırlardı ayrıca ne yapabilirim, onlarında başka gidecek yerleri yok.” Biraz idare etsin herkes” diyorum. “Hepsine tek tek ev bulacagim.”

 
Üzerinden çok geçmedi. Bir gün yemeklerle geldim eve, yavruların hiç birisi yok. Neredeler, ne oldu, merak içindeyim. Öğrenebildiğim kadarıyla apartmandan şikayet etmişler, belediye gelip hepsini götürmüş. Içimde bir boşluk oldu.

Onlara öyle alışmışım ki. Sonra Garip geldi, deliler gibi yavrularını aradı. Aramakla kalmadı, gecelerce uluyup ağladı. Ben hayatımda böyle birşey yaşamamıştım. Bir kopeğin yavrularına böyle bağlı olabileceğini söyleseler inanmazdim. Garip verdiğim hiç bir yemeği yemiyordu. Dört gündür açtı, sonunda birşeyler yemesi için yalvardım.             

“Sana söz veriyorum yavrularını bulup getireceğim” dedim. Söyle bir bakti sonra isteksizce elimdeki etlerden  kücücük bir parçayı alıp yedi. O bakışı hala unutamam. O ufack et parçasını  bu hayvan beni kırmamak için mi yemişti? Hala inanamam.

Garip’e uykular haram oldu, bana da. Camdan bakıyorum deli gibi dolanıyor, sabahlara kadar uluyor. Bir tek ben değil, apartman sakinleride işin farkında. Kimse uyuyamıyor.  Bakırköy, Zeytinburnu ve Küçükçekmece  belediyelerini teker teker arayıp soruyorum. Bütün barınakları öğrendim. Toplu olarak getirilen kopek yavruları var mı diye araştırıyorum. Yok, hic bir yerde yoklar.

Beşinci gün, nihayet Belediyenin çöplüğünü keşfettim. Kimsesiz köpekleri oraya götürüyorlarmış. Bu korkunç bir bilgi. Bir arkadaşımdan rica ediyorum ve arabasıyla cöplüğe gidiyoruz. Etrafta plastikler ve araba tekerleri var.Kötü bir yer. Ve cok geçmeden yavruları görüyorum. Oradalar, beni görünce ayaklarıma saldırdılar yine. Teker teker seviyorum onları. Sadece beş tanesi arabaya siğdi. Tekrar gelmemiz lazim. Geride bıraktıklarım ağlıyor, arabanın peşinden kosuyorlar. "Geleceğim sizi almaya" diyorum ama anlamıyorlar. Tanrım bu nasıl bir duygu, yüreğim parça parça. Iki tur yapiyoruz çoplüğe. Yolda arabaya kusanlar oldu.Yedikleri sadece plastic parcaları, onları kusuyorlar. Hasta görünüyorlar, belli ki çok aç kalmışlar.

Yavruları direk eski bulduğum yerlerine götürüyorum. Artık balkon altına koyamam.Tam o sırada Garip geldi. Hayatımda belki birdaha hiç göremiyeceğim bir manzara ile karşı karşıyayım. Süklüm püklüm gelirken birden şaha kalktı adeta. Ok gibi fırladı yavrularına doğru, bir an sevgi ile karıştılar birbirlerine ama bu çok uzun sürmedi, Garip yavrulardan kopup bana doğru koştu. Once ayaklarıma süründü, kapandı adeta sonra etrafımda dört dönmeye başladı. Biliyorum, bana sözümde durduğum için  teşekkur ediyor. Hayatta bazı mutluluklar vardır milyonlarla ölçülmez. Iste Garip’in bana tattirdiğı bu duyguda öyle birşey. Karşılığı yok.

Artık zamanımz kalmadı biliyorum. Apartmandan yine şikayet edecekler. Onlara inat yapıyorum gibi geliyor. Ya zehirlerlerse bu sefer, korkuyorum. Zaman öyle bir zamanki hayvanlar hiç bir belediyenin umurunda değil. Oyle kapı önüne su kabı koymak, hayvan barınakları hak getire. Hayvan barınak sayısı yok kadar az. Ikisine  gitmişliğim var. Başka köpek alamayız zaten olanlara da bakamıyoruz diyorlar. Çaresiz hergün tanıdıklara yalvarıyorum. Hatta yalan bile söylüyorum. Gorbachov’u verirken bu yavru cins dediğimi hatırlıyorum. Sokak köpeği olduğunu sakliyorum.

“Ne cinsi? “diye sordu manav cocuk.”Valla cinsi ne tam bilemiyorum” dedim “karışık ama iyi bir cins büyüyünce görürsünüz.“
Hergün bir yavrusunu çalıyorum Garip’in. Eminim biliyor ama sorun çıkarmadı. Sonunda iki tane bıraktım ona. Onlarıda alamazdım, bunu ona bir kez daha yaşatamazdım. O zaman böyle düşünmüştüm ama sonradan “keşke yapsaydım” diyeceğimi nerden bilebilirdim ki.


Hemen o günlerdeydi.  Bir film çalışması için yurt dışına çıkmıştım. Döndüğümde Garip’in hikayesinin hüzünlü sonunu ögrendim.

 “Boş araziye geceleri başka sokak köpekleri de gelmeye başlamıştı” dedi komşum. Sonra devam etti; “ Zaman zaman havlama sesleri ile uyanıyorduk. Bir gün anne köpek ve iki yavrusu birden ortadan kayboldular. O kopek nasıl bir hayvanmış öyle. Sokak köpekleri çeteler halinde dolaşırken  yavrularına saldırmışlar. Anne saatlerce dövüşmüş yavrularını kurtarmak için, sonunda onuda yavrularınıda parçalamışlar. O gece köpek seslerinden kimse uyuyamamıştı. Ertesi gün Bakırköy Belediyesine haber verdik, onlarda saldırgan köpekleri zehirlediler.”
  Işte komşum böyle anlattı ve ben gözyaşlarımı tutamadım. Hala da öyle, hatırlayınca hüzünlenirim.

Iki yavru bulduğum evlerden birinde çok gecmeden ölmüşler. Neden aşilarının  yapılmamış olması. Bazısı aşısız da yaşıyor ama  bir çoğu bunu beceremiyor. Diğer yavruların haberleri iyiydi. Hata ikisini beni kirmayip alan sevgili yönetmen dostum Mehmet Tasdiken’in iş yerinin bahçesinde ziyaret ettim, kocaman olmuşlardı.

Işte o günlerde bende sormuştum kendime kimse yok mu bu hayvanlar için ciddi bir seyler yapacak? Turkiye’mde yaşasam hayvanlar için kısırlaştırma kampanyaları yapmak, hayvan barınakları açmak, yada oralarda çalışmak vardı aklımda. Kısmet olmadı ama hiç olmazsa yazmak bu güneymiş.


O günlerden bu günlere bir sürü barınak açılmış Türkiye'de. Bir çok insan  yüreğini koymuş elinden geleni yapıyor. Bu güzel bir haber ama gerçek olan  çoğu  barınakların maddi sıkıntı içinde olmaları. Hemen hepsinin yemek ve ilaç sorunları var.
Kimisinin elektriği suyu dahi yok. Istanbul ve çevre Belediyelerinin şehrin çok dışına attıkları hayvan barınaklarda  bu durumda.

Deymez mi onlar için birşeyler yapmaya?

Hayvan severler ellerinden geleni yapıyor deniyor, siz hayvan sevmez misiniz? Eminim seversiniz, sizde uğraşıp birşeyler yapmak için biraz çaba gösterebilirsiniz. Belki maddi durumunuz buna engel ama bir telefon açıp size en yakın hayvan barınağını tespit etseniz, sonra orayı hiç olmazsa bir kez ziyaret etseniz, onların sorunlarını dilekçe yazıp bir kerede siz o Belediye'ye bildirseniz, çevrenizdeki restorant ve büfelerle anlaşıp onlara atılan, ziyan olan yemeklerden bir bağlantı yapsanız. Değmez mi?

Sevgili dostlar, aciz olan her canlının yer yüzündeki koruyuculuğu elinden geldiğince her insana vazifedir. Rabb’imiz onları bize emanet etmiş. Bunu hatırımızdan hiç çıkarmayalım olur mu?

 Hepinize kucak dolusu sevgiler….

Nazan Saatçi

Şubat / 2013 / U.S.A

Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur. Goethe

21 Aralik 2012 ye hazirmisiniz ? Are you ready to december 21 2012 ?

Posted by Nazan Saatci Monday, December 17, 2012 0 comments


Dun aksam...

Posted by Nazan Saatci Saturday, December 1, 2012 0 comments

Dün Akşam
Dün akşam otururken karıma dedim ki:
- Ot gibi yaşamayı kesinlikle istemem!! Eğer bir gün makinelere ve bir şişeden sızacak olan bilmem ne sıvısına bağımlı olacak olursam, Lütfen!! Lütfen hiç tereddüt etme, hemen fişi çek olur mu?
Karım yerinden kalktı.
Laptopumu fişten çekti,
Şarabımı çiçek saksılarından birinin dibine döktü ve çıkıp gitti.
- Adi kadın !

Translate

Haberler

Hava

Doviz

Label

Abone ol